22 Ekim 2010 Cuma

Bok karı.

İstanbul'a benzer bir şehirde yurtta kalıyorum. O gün sıkılıp dışarı çıkıyorum. Karşıma sağlık merkezine benzer bi mekan çıkıyor. Merak edip içeri giriyorum. İçeride simülasyon cihazları var. Denemek istediğimi söylüyorum. Can sıkıntısını geçirebilir. Dalgıç kostümüne benzer bir kıyafet giydiriyorlar. Koşu bandına benzer bir mekanizmaya çıkıyorum. Bu simülasyon cihazı. Ve başlıyor.. Gördüğüm bir poligon. Poligondayım. Karşıma hayatım boyunca kızdığım ya da hoşlanmadığım ve benim gibi dalgıç kostümüne benzer giyinmiş insanlar çıkıyor. Elimde silah. İçgüdüsel olarak ateş etmem gerektiğini hissediyorum. Önüme çıkan her insanı vuruyorum. Hayatıma giren ve beni kızdıran herkesi! Ve bitiyor. Bir sonraki cihazı kullanmak için koşu bandımsı mekanizmadan iniyorum. Bu seferki yakın dövüşmem için tasarlanmış. Sevmediğim insanlar yine benim gibi giyinmiş karşımdalar. Bi tanesi bana vuruyor. İşte sinirimin patlak verdiği an. Yıllardır dövüş sanatlarıyla ilgileniyormuşçasına başarılı ve estetik darbeler indiriyorum karşımdakine. Ta ki o hareketsiz kalana kadar. Sonunda yine insanlar tükeniyor. Cihazdan ayrılıyorum. Şİddet uygulamanın verdiği hazla gülümsüyorum. Buna engel olamıyorum. Çok mutluyum. Tıpkı piyangoda büyük ikramiyeyi tutturmuş gibi. Ani ve yoğun bi mutluluk.

Sonra merkezdeki dört kadın,yanıma gelip üzerimdeki kostümü çıkarmaya başlıyorlar. Kendim yapabileceğimi söylüyorum. Soyunuyorum. Koşarak gelen iki kadında sıradan kıyafetlerim var. Giyiniyorum ve bir yandan da süper mutlu bir gün geçirmişim gibi hissettiklerimi bu insanlarla paylaşıyorum. Arkamı döndüğümde önümde iki sandalye görüyorum. Biri boş,diğerinin üstündeyse bir şırınga ve içi,bilmediğim bi sıvıyla dolu tüp var. Gördüklerim aniden bulanıklaşmaya başlıyor. Hafifçe sandalyeye oturtuluyorum. Şırınga ve tüp sağımdaki sandalyede. Bunların ne işe yaradığını soramadan ağzımdan yarı uyuşuk yarı mest olmuş ses tonumla "sağ kol mu sol kol mu?" diyor ve sırıtıyorum. Sağımda olduğunu bildiğimden sağ kolumu uzatıyorum. Artık iğneye hazırım.

Etraf hala bulanık. Arkamdan bir el başımı sola yatırıyor. Karşı koyamıyorum. İğneyi sağ yirmilik dişimin hizasında boğazıma saplıyor. Hiç acı hissetmiyorum. Hissettiğim tek şey,iğnenin boğazımda açmak istediği delik için uyguladığı darbeler. Sertçe itmeler,dairesel biçimde hareket ettirmeler.. Sonra tüpteki sıvı enjekte ediliyor. Boğazımdan aşağıya doğru süzülen sıvıyı hissedebiliyorum. Her şey kusursuz. Etraf aynı.. Bulanık. Hafifçe iğneyi çıkarıyor arkamdaki. Boğazımda açılan minik havalandırmadan nefesimi hissedebiliyorum. Çok serin. Arkamdaki el bir kutu çıkarıyor. Kutu,minik kahverengi yuvarlak cisimlerle dolu. Bir tanesini alıp iğnenin deliğine sıkıştırıyor. Eliyle başımı yine sola yatırıp iğneyi açtığı deliğe sokuyor. Minik kahverengi cisim boğazıma yapışıyor. Bir böcek gibi boğazımda tutunduğunu hissedebiliyorum. Artık iğneye veda etme zamanı. Görüntü netleşiyor. Delikse yok olmuş gibi hissediyorum. Kafamı çevirip arkamda kimin olduğuna bakıyorum. Onu tanıyorum..
Yurt müdürü Sevinç Hanım..
Uyanıyorum.

-O kadından hoşlanmıyordum başından beri zaten. Al işte. Bok karı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder